Ara 7

Belli dönemlerde ilişkimizin tıkandığını hisseder, umutsuzluğa kapılırız. Oysa krizden çıkış yolu krizin kökeninde yatan nedeni bulmaktan geçer.

Güzel bir duygusal ilişki yaşarken, aşk hayatında her şey yolunda giderken bir anda ortaya çıkan iletişim kopuklukları, karşılıklı suçlamalar, kavgalar ve kısa bir süre öncesine kadar güneşli bir yolda ilerleyen ilişkinin karanlık bir çıkmaz sokağa girmesi… Sebepler bazen gözümüzün önündedir, bazen de onları fark etmeyiz bile. İşte bu etkenlerden bazıları…

Çocuk sahibi olmak: Bir çiftin hayatındaki en güzel olaylardan biri aynı zamanda şaşırtıcı bir biçimde ikili ilişkinin de katili olabiliyor. Tabii iki tarafın da bilinçaltında yatan “Artık aramızda çocuk da var, benden ayrılması çok zor” düşüncesinin getirdiği bir rahatlık ve kaybetme korkusunun azalması durumu da söz konusu… Aile olmanın ikili ilişki üzerindeki negatif etkilerini en aza indirgemek için acilen yapılması gereken şey ise karı kocanın çocukları yanlarında olmadan, yalnız vakit geçirmeleri, yaşadıkları sorunlar hakkında konuşmaları ve sıkıntılarını paylaşarak hafifletmeleri… Ara sıra da olsa aile olma duygusundan sıyrılıp sevgili olma duygusunun geri gelmesini sağlamak, bu noktada ilişkiyi kurtarabilir.

Kadının erkekten fazla para kazanması: Emin olun ki bu, en modern çift için bile çok ciddi bir sorun. Kadınların çalışması toplumumuzda eskiye oranla artık çok daha doğal karşılanıyor ama “evin direğinin” kadın olması asla… Erkeğin aslında kendisinde olması gereken maddi üstünlüğü birlikte olduğu kadına kaptırdığını düşünmesinden kaynaklanan aşağılanmışlık duygusu, kadının bilinçsizce de olsa para vasıtasıyla birlikte olduğu erkek üzerinde iktidar kurma hakkına sahip olduğu gibi bir yanılgıya kapılması, çevrenin ve iki tarafın ailelerinin tepkisi yavaş yavaş aşkı tüketiyor. Üstelik bu kez kariyerinde başarılı adımlarla ilerleyen ve hak ettiği maddi olanaklara sahip olan kadın için oldukça güç… Erkeğini mi terk etmeli yoksa mesleğini mi? Hangisinden fedakarlık ederse etsin, bunalıma gireceği ve kendine olan güvenini yitireceği kesin. O yüzden sorunu çözmenin tek yolu, erkeğin bakış açısını değiştirmeye, en azından yaşadığı durumu kabullenmesini sağlamak.

Radikal değişimler: Başka bir ülkeye taşınmak, aileden birini kaybetmek, iş değişikliği gibi zor ve sarsıcı duygusal, ilişkiyi de tehdit edebiliyor. Bir tarafın psikolojisinin bozulması, derin bir bunalıma girmesi, karamsarlığa kapılması kendine bir türlü yeni bir hayat kuramaması gibi sebepler, öteki tarafla olan iletişimini de olumsuz yönde etkiliyor. Suçlamalar, araya örülen sessizlik duvarı, sekteye uğrayan cinsel yaşam ve bireysel krizler arasında kaynayıp giden aşk, radikal değişikliklerin ilişkiyi çıkmaza sokmasına neden oluyor. Anlayışlı davranmak, sabırlı olmak ilişkide düğümü keskin bir bıçakla değil yavaş yavaş çözmek, bu dönemi olabildiğince kolay atlatılmasını sağlıyor.

Eki 20

Kadınlar neden her şeyi erkeklerin yerine düşünmekten bir türlü vazgeçemiyorlar? Kadınlık neden annelikle eşdeğer görülüyor? Duracağımız nokta neresi…

Kadınlar ve erkekler var olduklarından beri birlikte yaşamalarına rağmen hâlâ birbirlerini anlamaktan aciz görünüyorlar. Kendi beklentilerimizi karşı cinse aktarma konusunda yaşadığımız karmaşa büyük oranda bunu haklı çıkarıyor. Beklentiler üzerine kurulan senaryoların kahramanları olmaktan ve çevremizdekileri bu senaryonun farklı kahramanları haline getirmekten bir türlü vazgeçemiyoruz. Herkes kendi hayatını kendi kalemiyle yazmak istiyor, kimsenin kalemini başkasına devretmek gibi bir niyeti yok. Peki bunun sonucunda ne oluyor? Başkalarının yerine düşünmeye, karar almaya, planlar yapmaya başlıyoruz. Kendi hayatımızı kontrol etmek ya da yaşamak bile bu kadar yorucu ve meşakkatliyken, karşımızdakilerin hayatıyla ilgili kararlar almak, içinden çıkılması zor bir durumu ortaya çıkarıyor. Sonra “Ben erkekleri anlamıyorum, ben kadınları anlamıyorum” diyoruz. Başkalarının yerine düşündüğümüz sürece onları anlamamaya devam edeceğiz galiba.

Onun yerine mi hareket ediyorsunuz?
Erkekleri anlamak zor ama kadınlar tam bir muamma! Kadınlar tarafında her sorun başka bir yolla çözülebiliyor. Hatta kadınların çoğu sonucun doğruluğuna bakmadan gidiş yoluna puan veriyorlar. Ama nedense sürekli bir şikayet etme durumu söz konusu. Kadınların erkekleri anlamamaktan şikayetçi olmalarının nedenini anneliğin idealleştirilmesine bağlamak hiç de yanlış görünmüyor. Toplumun kadınlara yüklediği görevler sonucunda kadınlar her zaman anne olma sıfatını taşımaktan memnun görünüyorlar.

Toplum annelerden karşılarına çıkan her acil durumda becerikli, doğru ve usta bir biçimde başa çıkmalarını sağlayacak sihirli bir değnek varmış gibi davranmasını bekliyor. Anneliğin idealleştirilmesi 20li yaşlardaki genç kızlarda bile etkisini gösteriyor. Karşınızdaki erkek kim olursa olsun, onun hayatını düzeltmeye gönüllü oluyoruz. Onun isteklerini, yaşam tecrübelerini, hissettiklerini görmezden gelip kafamızda kurguladığımız formata uydurmaya çalışıyoruz. Bu durumu açıklamak için basit bir soru: Bir yere gittiğinizde sevgilinizin hangi sandalyede oturmak isteyeceğini düşünüyor musunuz? Burası sıcak olur ya da buradan soğuk gelir, buradan dışarıyı ya da beni iyi göremez gibi ince ayrıntılara takılıp kalıyor musunuz? Sevgiliniz istediğiniz sandalyeye oturmadığında neden oraya oturmadığını kendi kendinize sorup, kafa yoruyorsunuz. Neden sizin istediğiniz yere otursun ki! O belki de sizin baktığınız noktayı farklı açıdan görebilen bir noktada bulunmak istiyor. “Bunu yeme hasta olursun, onu giyme üşütürsün, biliyorum karnın aç yemelisin” gibi konuşmalar gerçekten sevgilinizi çok sevdiğiniz ve onu düşündüğünüz için mi, yoksa toplumun üzerimize serdiği annelik örtüsünün bir sonucu mu? Bu sorunun cevabı ne olursa olsun kafanızı kemiren kontrolü elinizde bulundurma isteği, yaşadığınız anın keyfine varmanıza engel olabilir.

Denetim sahibi olmanın ya da egemen konumda bulunmanın verdiği mutluluk, denetimin bölünme sürecine girdiği durumlarda yerini üzüntüye bırakabiliyor. Oysa ki, sevgilinizin yerine düşünmekten vazgeçseniz, hayal kırıklıkları, üzüntüler ve kuruntular da peşinizi bırakacaktır. Siz pek farkında olmasanız da, ilişkinin mutluluğu için yaptığınız birçok davranış çoğunlukla bireysel mutluluğunuz için yaptığınız şeylerdir. Bireysel mutluluğunuza giden yolu başkaları bilmediği için, yolunuz engellenip kösteklenebilir. Buna her zaman hazırlıklı olmalısınız.

Nietzsche “Tan Kızıllığı” kitabında “Ben neden ikilensin! Kendi yaşantılarımızı başkalarının yaşantılarını görmeye alıştığımız gözlerle görmek çok rahatlatır ve önerilmeye değer bir ilaçtır. Buna karşın, başkalarının yaşantılarını sanki bizim yaşantılarımızmış gibi görmek ve algılamak bizi mahveder, hem de çok kısa zamanda: ama bu denensin ve daha fazla hayal kurulmasın!” diyor. Bu cümleleri ilk okuduğumda bir arkadaşımın başından geçen komik ve düşündürücü olay aklıma geldi. Bir gün sevgilisiyle birlikte uyurken, su içmek için yataktan kalkmış.

Sevgilisinin de susamış olabileceğini düşünerek bir bardak su alıp yanına gitmiş. Yastığının yere düşmek üzere olduğunu görünce yavaşça sevgilisini uyandırmak istemiş. Aniden uyanan sevgilisi bardağa çarparak suyu dökmüş. Ne olduğunu bile anlayamadan sevgilisi ona “Sen orada dur!” diyerek arkasını dönüp uyumaya devam etmiş. Arkadaşım bütün gece “Sen orada dur!” ne demek diye düşünmüş. Evet bazen orada durmalıyız galiba. Orada o yatağın kenarında öylece durup düşünmeliyiz, “Ben ne yapıyorum?” sorusunu kendi kendimize sormalıyız. Nietzsche in de dediği gibi başkalarının yaşamlarını kendi yaşamlarımızmış gibi yaşamak bizi mahvediyor. Arkadaşım büyük ihtimalle sevgilisinin suyu içip, ona teşekkür edeceğini ve sonra ona sarılarak uyumaya devam edeceklerini hayal ediyordu. Gecenin bir yarısı “Sen orada dur!” gibi bir tepkiyle karşılaşınca hayal kırıklığına uğramıştı. Bir ilişkiyi yaşarken “Ben burada, o da orada durmalı” cümlesini söyleme cesaretini göstermeliyiz. Farklı dünyalarda büyüdüğümüzü ve farklı dünyaların insanı olduğumuzu kabul etmeliyiz. Kadınlar çevrelerindeki erkeklerin annesi olma duygusundan kurtulmalı. Giderek bu duygunun içine öyle çok gömülmeye başladık ki, mutsuzluğumuzun kaynağının bu olduğunu bile görememeye başlıyoruz.

Ahlaksal modalara çok fazla kendimizi kaptırır hale geldik. Yeni moda, sevgilisini, sevgilisinin annesi kadar düşünen ve üzerine titreyen kadın modeli. Erkeklerin bir kısmı bu durumdan memnun olmadıklarını açıkça bildirirken; bir kısmı ise annesi ile olan ilişkisindeki güven duygusunu, sevgilisi ile yaşadığı ilişkiye aktarmaktan hoşnut. Kadınların durumuna gelince, farkındalık sorunu yaşadıklarını söylemek hiç de zor değil. Başka modaların rüzgarlarına kapıldıkları gibi, annelik rüzgarlarının da etkisindeler. Artık kendimizden çok erkekleri düşünüyoruz. Kendimizi düşünmek can sıkıcı gelirken, onların dünyalarıyla mutlu oluyoruz. Biraz kendimizi düşünmenin ve “Sen orada dur!” uyarısına kulak vermemizin zamanı gelmedi mi?

Eki 13

Erkeğinizi elinizden kaçırmak istemezsiniz, değil mi? Öyleyse uzmanların ortaya koyduğu 10 hatadan uzak durmalısınız… Erkeğinizi konuşmaya zorlamayın
Mutlaka siz de böyle bir sahne yaşamışsınızdır. Sevgiliniz biraz suskun ve bunu bir sorun olarak algılıyorsunuz.

Ne yaparsınız? Onu biraz rahat bırakmak yerine, sürekli üzerine gidip her şeyin yolunda olup olmadığını sorarsınız. Sevgiliniz iyi olduğunu söylemesine rağmen sorularınızın sonu bir türlü gelmez. Böyle davranarak aslında iyilik yapmıyorsunuz. Kabul edin erkekler kadınlar kadar çok konuşmayı sevmez. Sizin için vakit geçirmek arkadaşlarınızla oturup sohbet etmek anlamına gelebilir belki; ama erkekler tek başlarına da çok mutlu olabiliyorlar. Erkeğiniz suskun mu? Suskunluğunun nedenini bir düşünün. Eğer daha yeni kavga etmişseniz ve erkeğiniz sizinle konuşmuyorsa, o başka. Üstünüze alınabilirsiniz. Kalbini kırmış olabilirsiniz ve kızgınlığını konuşmayarak ifade ediyor olabilir. Eğer ortada bir tartışma yokken suskun davranıyorsa, belki de onun da biraz yalnız kalmaya ihtiyacı vardır. Onu soru bombardımanına tutmak yerine suskunluğuna saygı gösterirseniz size daha minnettar olacaktır.

Parasız dışarı çıkmayın
Erkekler genellikle cömert davranmayı severler belki elinizi cebinize sokmanıza bile izin vermezler. Ama bırakın içlerinden gelerek bunu yapsınlar. Eğer her zaman hesap ödeme görevini ona bırakıyorsanız, kendilerini kullanılmış gibi hissederler. İlişkide eşitlik olmalı. Eğer sürekli sevgilinizin her şeyi ödemesini bekliyorsanız, kısa sürede asıl duygularınızdan şüphelenip, ondan faydalandığınızı düşünecektir.

Durumu kurtarmak için ağlayıp sızlanmayın
Hiç fark ettiniz mi? Bir tartışma sonrasında erkekler hatalı olsalar da, ya hiçbir şey söylemiyorlar ya da çok doğal bir şekilde özür diliyorlar. Kadınlara gelince ise durum değişiyor. Sizden taş gibi duygusuz olmanız beklenmiyor, yeter ki tartışmalar sırasında duygularınıza hakim olup bir yetişkin gibi konuşun. Erkekler gözyaşlarından etkilenir ve hiçbir erkek bir kadını ağlatmak istemez. Ne var ki, her şeye ağlarsanız sizinle doğru dürüst konuşamayacak ve söylemek istediklerini söyleyemeyecek. Daha da fazlası, size bir suçlama getirildiğinde ağlamaya başlarsanız, sevgiliniz suçunuzu örtmek istediğinizi düşünebilir.

Arkadaşlarınızla sevgilinizin arkasından konuşmayın
İlişkinizin sırlarını anlatmak kadar kötü bir şey yoktur. Bir düşünün: En şık kıyafetlerinizi giyip arkadaşlarınızla birlikte bir davete gidiyorsunuz. Ne var ki aranızdaki bir olayın tüm detaylarını anlatmışsınız onlara ve şimdi sevgilinize anlamlı bakışlar atmaktan kendilerini alamıyorlar. Bu yine bir derece idare edebilir; ama sevgilinizin hatalarını anlatmak çok büyük bir gaf olur. Uzmanlara göre arkadaşlarınıza anlattığınız şeyler konusunda çok dikkatli olmanız gerekiyor. Siz unutabilirsiniz veya affedebilirsiniz ama arkadaşlarınız size yapılan haksızlıkları kolay unutmazlar. Anlattıklarınız olumsuz olmasa da, sevgilinizle ilgili olan bütün sırlarınızı ortaya dökmekten kaçınmalısınız. Bazı olaylar yanlız sizin aranızda kalmalı.

Kalabalık yerlerde sevgilinize fazla asılmayın
Erkek arkadaşınıza sevginizi göstermek güzel bir şey, ama unutulmaması gereken bir nokta var: Yatak odanızda yapacağınız hareketleri herkesin gözünün önünde yapmamalısınız. Erkekler, duygularını kadınlar kadar kolay gösteremezler, yabancıların önünde ise hiç gösteremezler. Her erkeğin kendine özgü bir davranışı vardır.Fazla ileri gidip gitmediğinizi anlamak için önce bir deneyin. Elini tutun veya omuzuna elinizi koyun ve nasıl bir tepki vereceğini görün. Eğer fazla yakınlıktan rahatsızlık duymuyorsa, soruın yok. Ama hareketlerinize karşı çekingen davranıyorsa, onu fazla zorlamayın.

Bir dahaki sefere sözünü sürekli kullanmayın
Bu üç kelimenin neden bu kadar can sıkıcı olduğunu biliyor musunuz? Hatırlayın: Küçükken anneniz de sizi böyle azarlardı.

Fazla üstüne düşmeyin
Bazı kadınlar var ki sevgililerini günde en az 10 kez ararlar. Tabi erkeğinizi düşünmek güzel bir şey ama onunda bir iş ve sorumluluk sahibi olduğunu unutmayın. Herkes çalışırken onun oturup sizinle sohbet etmesi profesyonel bir davranış sayılmaz. Saat başı sevgilinizi arayıp onu kontrol etmeniz onu oldukça sıkabilir. Eğer aramadan duramıyorsanız en azından vakti olup olmadığını sorun. Yine de aramalarınızı en aza indirmenizde fayda var. Sürekli sesinizi duymaktan sıkılabilir, ama eğer onu nadir arıyorsanız sesinizi duymak için can atacaktır.

Arkadaşlarına bütün sırlarını vermeyin
Onun sevgilisi olduğunuz için hayatının birçok detayını biliyorsunuz. Bu bir ayrıcalıktır ve aynı zamanda sorumluluk ister. Size 5 yaşına kadar yatağını ıslattığını anlatmış olabilir; ama bunu herkese anlatırsanız rahatsız olabilir. Söylenecek ve söylenmeyecek şeyler var. Kaldı ki size anlattığı bütün sırları başkaları ile paylaşırsanız sizin ne ayrıcalığınız kalır? Oturun ve düşünün: Siz onun yerinde olsaydınız sizin her şeyinizi anlatmasını ister miydiniz? Selülit kreminizden tutun, göğüslerinizi büyük gösteren sutyenlerinize kadar her şeyinizi ortaya dökmesini ister miydiniz? Tabi ki hayır. Aynı şekilde onun da başkalarının bilmesini istemediği şeyler vardır. Kesinlikle anlatmamanız gereken bir şey daha var: Yatak odası davranışlarınız. Çıkardığı sesler ve gizli zevkleri hakkında asla konuşmayın.

Geleceği planlamak
Erkekler içlerinden geldiği gibi davranmayı severler, sürprizlerle dolu bir yaşam isterler. Siz cumartesi akşamlarının programını 3 hafta önceden yaparsanız, çok sevdikleri sürprizleri yaşayamazlar. Fazla üstlerine düşerseniz, hareketlerinin kısıtlandığını düşünürler. Uzun zamandır biriyle birlikte olan bir erkek bile özgürlüğünden kolay kolay vazgeçmez. Eğer siz de planlama huyundan vazgeçemiyorsanız, en azından havayı yumuşatın. Ona öneri yapın emir vermeyin. Böylece kendine de söz hakkı verdiğinizi düşünür ve rahatsız olmaz.

Biz kelimesini çok erken kullanmayın
Her ilişki sen ve ben olarak başlar ve bunların “biz”e dönüşüp dönüşmeyeceği kesin değildir. Bunun olmasını beklemekte acele etmeyin. Erkekler aceleci kadınlardan hiç hoşlanmazlar. Erkeklere her şeyden bahsedin sadece evlilikten bahsetmeyin. Evlilik kelimesini duyar duymaz bekarlık zamanlarının özlemini duymaya başlar. Gelecekle ilgili çeşitli fantezileriniz varsa onlardan fazla söz etmeyin, yoksa onu nikah masasına oturtmayı planladığınızı düşünüp sizden uzaklaşabilir.

Eki 6

ilişkinizde eskisi gibi birbirinize zaman ayırmıyor musunuz? Onun sevgisini daha mı az hissediyorsunuz? İlişkinizi canlandırmanın vakti geldi! İşte size yardımcı olacak 5 strateji

Dünyada her üç evlilikten birinin boşanmayla sonuçlandığı ve aşkların başladığı gibi büyük bir hızla bittiği günümüzde, gerçek aşkı bulmak ve bunu yıllarca korumak pek de kolay olmuyor. Ancak ömür boyu mutlu bir birliktelik yaşayan veya ilişkilerini krizden kurtarmayı başaran pek çok çift de var. Peki, onlar hayatlarının kadınını veya erkeğini mi bulmuşlar, yoksa bildikleri bir şeyler mi var?

Sorun 1: Boşvermişlik
Yeni bir ilişkiye başladığımızda tüm yaratıcı yönümüzü ve dikkatimizi sevgilimizin gönlünü hoş etmek için kullanırız: Biricik aşkımızın bal gibi tatlı sohbetini saatlerce dinler, parmaklarımızla ensesini hafifçe okşadığımızda saçlarının nasıl şekil aldığı gibi en ufak detayları bile zihnimize kazırız. Ve ona en sevdiği yemeği hazırlayabilmek için hiç sızlanmadan mutfakta saatlerce zaman geçiririz. Ancak bir gün fark ederiz ki artık ilişkimize emek harcamayı çoktan unutuvermişiz.

Strateji 1: Küçük jestlerle şaşırtın
Şimdi partnerinize hangi sevgi dolu jestlerle sürpriz yapabileceğiniz üzerine odaklanın. Örneğin sabah uyandığında kahvesini yatağına götürebilir, banyo yaparken sırtını keseleyebilir veya mesai saatinde “Şu an seni istiyorum” şeklinde davetkâr bir mesaj çekebilirsiniz. Bir önerimiz daha var: Artık partnerinize “canım”, “aşkım” gibi genel bir ifadeyle değil, adıyla seslenin ve onun dikkatini çekinceye dek bekleyin. Ardından, gözlerinin içine 3 saniye boyunca sevgiyle bakın. Ve hiçbir şey söylemeden dudaklarından hafifçe öpün. Bu önerilerimizi sık sık tekrarlarsanız, emin olun ki sevgiliniz iş çıkışında soluğu hemen sizin yanınızda alacaktır.

Sorun 2: Kısır konuşmalar
Çocukluğunuz, üniversite hayatınız, gelecekle ilgili hayalleriniz ve daha pek çok konu#8230; Birbirinizle sohbet etmeye doyamadığınız için kimi zaman sabaha kadar uykusuz kalır, yatağa girince bile konuşmaktan kendinizi alıkoyamazdınız. Peki ya şimdi? Günlük iletişiminiz artık sadece şu cümlelerle sınırlı kalıyor, değil mi? “Günün nasıl geçti?” - “Her zamanki gibi yoğun” - “Benim de aynı şekilde. Yemekten sonra evi süpürmek için bana yardım eder misin?” - “Of çok yorgunum, başka bir gün yapsak?” Rutin, bir o kadar da monoton olan bu tarz konuşmalar haliyle aşk hayatınızın da tüm renklerini silip süpürüyor!

Strateji 2: Sohbet edin
Tıpkı ilk günlerdeki gibi, sohbet etmek için birbirinize düzenli olarak zaman ayırın. Bunun için her hafta mükemmel bir sofra hazırlamanız da gerekmiyor, akşam yemek yerken birbirinize 15 dakika zaman ayırmanız bile yeterli aslında. Çeşitli bahaneler yaratarak bu yoldan sapmamaya dikkat edin ve ilişkinizin televizyon karşısında rutinleşmesine de izin vermeyin. Eski günlerdeki gibi doyurucu bir sohbet için size bir önerimiz var: İlişkiye yeni başladığınız dönemlerde, çevrenizde gördüğünüz ilginç şeyler veya hobilerinizle ilgili sevgilinizin ne düşündüğü konusunda eminiz ki kafa yorardınız. O halde şimdi de ilişkinize aynı özenle yaklaşın ve sevgilinizin ilgisini çekebilecek konuları tekrar dikkatle gözlemleyin. Ve sohbet sırasında bu konulara ağırlık vererek, eşinizin sohbetten keyif almasını sağlayın.

Sorun 3: Tutku azalıyor
Benzer sosyal ve kültürel aktivitelere katıldığınız biriyle aynı yastığa baş koymanız hiç kuşkusuz çok keyifli bir şey. Yapılan araştırmalara göre de; yaşam alışkanlıkları ve kişilikleri birbirine benzeyen çiftler daha mutlu oluyor. Ancak ilişkinin başlangıcında çok hoşumuza giden bu konfor, hızla “tutku”nun kaybolmasına yol açabiliyor. Çünkü insanlar ilişkilerinde heyecan arıyor ve uzun süreli birlikteliklerde sıkılma noktasına gelebiliyor. Yani, partnerinizle her zaman burun buruna olmanın size ve ilişkinize pek de yararı olmuyor. Zaten uzmanlar da “Farklılığın olmadığı bir ilişki, durgunlaşmaya mahkûmdur” diyor.

Strateji 3: Özel alanlar yaratın
Hayallerinizi ve hedeflerinizi tekrar gözden geçirin. İlişkiniz için daha iyi olabilir düşüncesiyle hiç hedeflerinizden vazgeçtiğiniz oldu mu? Şimdi, isteklerinizi gerçekleştirebilmeniz için hala fırsatınız var mı? Eğer yanıtınız “evet” ise hemen kolları sıvayın ve sadece kendinize özel zamanlar yaratın. Sizin tek başınıza yapmak isteyeceğiniz çok şey olmalı; belki Aikido veya dans kursuna gitmek, arkadaşlarla buluşmak, hatta belki de tatile çıkmak gibi. Birbirinizden bir şeyler öğrenmek ve konuşabileceğiniz yeni konular bulmak ilişkinizi monotonluktan kurtaracaktır. Üstelik birbirinize duyacağınız özlem de ilişkinizi yeniden alevlendirir. Tabii ki aynı özgürlüğü eşinize de tanımalısınız. Onun da yalnız yapmaktan zevk alabileceği pek çok hobisi olabilir. Burada önemli olan dengeyi koruyabilmek: Ne sürekli birlikte; ne de sürekli ayrı!

Sorun 4: “Seni seviyorum” demiyor!
Sevgiliniz size en son ne zaman “seni seviyorum” dedi. Nedense artık bu cümleyi kurmaya pek de yanaşmıyor. Siz de haliyle “Yoksa artık beni sevmiyor mu?” diye endişeleniyorsunuz. Partneriniz sizi büyük bir olasılıkla hala aynı yoğunlukta seviyor ama artık bunu size aktarmayı ihmal ediyor. Ayrıca her insanın aşkını ifade etmekte kendine özgü bir dil kullandığını da unutmayalım. Örneğin sevgiliniz mp3 çalarınıza müzik kaydetmeyi bir sevgi göstergesi olarak görüyor olabilir. Aklınızda bulunsun, birlikte zaman geçirmek, sorumlulukları yerine getirmek, şefkatli kelimeler sarf etmek ve hediye almak da sevginin en önemli göstergelerinden.

Strateji 4: Aşkın gizli dilini kullanın
Eşinizin ve sizin aşkın hangi gizli dilini kullandığınızı ortaya çıkarın. Ve bu dili sık sık kullanmaya başlayın. Keyifli bir sohbet anında karşılıklı olarak şu cümleleri de tamamlamaya çalışın: “#8230;dediğinde beni sevdiğini hissediyorum”, “#8230;. yapmadığında rahatsızlık duyuyorum. Eğer partnerinizin ihtiyaçlarını ve isteklerini bilirseniz, onun duygularına daha kolay karşılık verebilirsiniz. Tabii aynı şekilde sevgiliniz de… Böylece arzu edildiğinizi ve sevildiğinizi hissedersiniz.

Sorun 5: Heyacansız seks
“Sabaha kadar seviştiğimiz o ateşli geceler artık mazide kaldı. Şimdi sadece birkaç dakika, üstelik rutin bir görevi yerine getirir gibi heyecandan uzak sevişiyoruz.” Cinsel terapistler ilişkilerinin monotonlaştığından yakınan çiftlerden bu tarz cümleleri sıkça duyuyorlar. Uzmanlara göre yatak odasında kara bulutların dolaşmasının nedeni, cinsel isteksizlik değil, eşler arasındaki özel iletişimin artık kaybolmaya yüz tutması. Bir başka deyişle eşlerin yatak dışında artık birbirlerine açılmamaları ve bedensel olarak yakınlık kurmamalarından kaynaklanıyor.

Strateji 5: Yatak odanızı renklendirin
Size mutlaka uç şeyler yaşayın demiyoruz ama unutmayın ki seks mekanı her zaman yatak odanız olmak zorunda değil; bir sinemada veya sahil kenarında eşinizle küçük kaçamaklar yaparak cinsel yaşantınızı renklendirebilirsiniz. Ayrıca eşinizle, cinsel yaşantınızın dışında başka paylaşımlar olmasına da özen gösterin; güven, sevgi, saygı ve dayanışma gibi… Oyun parkında çocuklar gibi oynayabilir, salıncaklara da binebilirsiniz. Bu tür davranışlar birbirinize açılmanızı sağlar ve sizi özgür kılar.

Eyl 29

Erkekler zayıf görünmekten veya incinmekten korktukları için kaçış yolu olarak kimi zaman susmayı tercih ederler. Erkeğinizin dilini çözmek için neler yapmalısınız. Onunla bir türlü konuşamıyorsunuz. Ya kavga çıkıyor ya da sizi dinlemiyor. Durun, üzülmeye, ayrılık planları yapmaya başlamadan önce tavsiyelerimize kulak verin.

Araştırmalara göre erkekler incinmekten ve zayıf görünmekten korktukları için kaçış yolu olarak susmayı ya da umursamaz görünmeyi tercih ediyor. Peki sorunun kaynağında neler yatıyor? Sebebini bilmeniz, çözümünü bulmamıza yardımcı olur. Önereceğimiz yöntemleri siz de deneyin ve erkeğinizin dilini çözün.

Doğru kelimeleri seçin
Sevgilinize en iyi arkadaşınızla yaşadığınız tartışmayı ya da annenizin rahatsızlığını anlatmak istiyorsunuz. O ise konuya hiç bulaşmadan “Telaşlanma, zamanla düzelir” diye geçiştiriyor. Erkekler, bir kadın için dert ortağı olma yönünde fazlasıyla aciz kalıyorlar. Kadın acılarından bahsederken, erkek bırakın yorum yapmayı dinleyemiyor bile. O zaman ona içinizden geçenleri doğru kelimelerle ve eksiksiz olarak anlatın. Ancak bunu yaparken temkinli davranın. Örneğin: “Hakemin yanlış kararı yüzünden doğru düzgün uyuyamadım. Bunun nasıl bir şey olduğunu sen bilir misin?” diye söze başlarsanız, kendi deneyimlerinden bahsetme fırsatı bulur.

Ciddiyetten kaçının
Çöpü dökmesini istersiniz, o ise bu duruma nükleer atık muamelesi yapar. Tuvalet temizliği, çamaşır ve bulaşık gibi konulara ise hiç girmeyelim. O yine kabuğuna çekilirken, kadın artık dayanamayıp patlar. Ne kadar haklı olursanız olun, cümleye “hep” ya da “hiç” gibi bir sözle başlamayın. Esprili bir girişle başlamalısınız. “Hadi biraz da çöplerden bahsedelim” gibi. Çocuk, temizlik ve ev işlerinin bir kişi için fazla bir yük olduğunu belirtin. O güçlü omuzların sadece yaslanmak için var olmadıklarına inandırın onu.

Sinirlendiğinizi göstermeyin
Kadının sinirleri bozulmuştur ve artık dayanamaz hale gelir. Erkek ise soğukkanlılığını korumaya çalışır. Olan olur ve kadın ağlamaya başlar. Erkek “Ağlamanın bir faydası yok” diye bağırır. Bakar ki değişen bir şey yok, “Ağlasın, bana ne” deyip, bay buz kalıbı modunda yine sessizliğine çekilir. Sesinizi yükseltmek, tabakları duvarlara fırlatmak, kapıları çarpmak belki size ağlamaktan daha rahatlatıcı gelebilir. İyisi mi kendinizi dışarı atın ve şöyle bir dolaşıp gelin. Döndüğünüzde onun ne kadar sessiz ve çözülmeye hazır olduğunu göreceksiniz. Böyle sus pus olmasının sizde nasıl bir tesir yarattığını ona anlatın. “Sessizliğin beni fazlasıyla kırıyor. Bu durumda ne istediğini anlayamıyorum” diyebilirsiniz. Bir şey söylemeye başlarsa, “Bunu gerçekten doğru mu anladım?” diye söze başlayıp söylediği cümleyi tekrar edin.

İltifat etmiyorsa
Hangi kadın istemez ki eşinin ya da sevgilisinin ona iltifatlar etmesini. Ama erkeğinizin ruhuna yapışan o konuşmama, içine kapanma inadı sizi iltifatlardan mahrum ediyor. Bu doğal olarak sizin ruh halinizi de etkiliyor. Erkeğinizin ağzından iltifat sözcükleri duymak istiyorsanız, hareketlerinizi biraz gözden geçirin. Erkekler, aynanın karşısına geçip “Bu bana çok yakıştı. Böyle çok güzel görünüyorum” diye kendi kendisine konuşan kadınlar karşısında susmayı tercih eder. Kıyafetinizle sessizce yanından geçin. İşte o zaman cazibenize dayanamaz ve ağzından kelimeler dökülür. Mutfaktaki hünerinizle de iltifat alabilirsiniz. Örneğin ona uzun zamandır pişirmediğiniz en sevdiği yemeği yapın. Hangi erkek en sevdiği yemeği yapan kadını iltifatsız bırakır ki

« Önceki Sayfa

Site Haritası
Kadin Erkek Sohbet Chat Tarih Edirne Şömine Mirc

Anne Çocuk Aşk Beslenme ve Diyet Burçlar Cinsellik Diyet Evlilik Gebelik Güzellik Kariyer Makyaj Moda Saç Sağlık
Dostlarım: güzellik lazer epilasyon, lazer epilasyonu -