Ara 25

Eldeki bülbülden bendeki karga iyidir. Elin yoğurduğundan benim ayranım iyidir. Elin iyisinden köyün köpeği iyidir. Huyunu bildiğinin bir huyu var bilmediğinin…

Ülkemizde akraba evliliklerinin görülme sıklığı nedir? Akraba evlilikleri hangi bölgelerde daha yaygındır?

Ülkemizde akraba evlilikleri çok sık olarak gerçekleştirilmektedir. Yapılan çeşitli çalışmalar, bu oranın 20-25 arasında olduğunu göstermektedir. Yani her 4 veya 5 evlilikten biri akrabalar arasında yapılmaktadır. Bu evlilikler, daha çok birtakım hastalıkların ortaya çıkması bakımından bizim biyolojik olarak riskli gördüğümüz gruba giren kardeş çocukları ve kardeş torunları arasında yapılmaktadır. Daha az yani 10-15 kadarlık bölümü ise daha uzak akrabalar arasında yapılmaktadır ki bu evliliklerin hastalıkların ortaya çıkması bakımından riskleri daha düşüktür. Fakat şu bir gerçektir ki, ülkemizde riskli evlilikler sık olarak yapılmakta ve bu sıklık yaşadığımız coğrafyadaki sıklığa da paralellik göstermektedir. Çünkü, coğrafi olarak akraba evliliklerinin en sık yapıldığı bölgeler arasında bulunmaktayız. Ortadoğu ülkeleri, Afrikanın kuzeyi, Pakistan, Hindistan, İran, Irak, Suriye gibi ülkeler akraba evliliklerin en sık yapıldığı ülkelerdir.

Akraba evliliklerini özel olarak bölgelerimiz bazında ele alınırsa, bazı bölgelerde bu evliliklerin çok daha sık yapıldığı görülmektedir. Bu bölgeler içinde birinci sırada 40 lara varan oranda akraba evlilikleriyle GüneydoğuAnadolu Bölgesi gelmektedir. Karadeniz Bölgesi, Akdeniz Bölgesi yine sık olarak akraba evliliğinin yapıldığı bölgeler olmakla beraber, bu bölgeleri İç Anadolu Bölgesi takip etmektedir. En az sıklıkta ise batıda Trakya Bölgesinde akraba evlilikleri görülmektedir.

Bu konuda önemli bir bilgiye daha değinmek gerekirse; Haccettepe Üniversitesi Nüfus Etüdleri Enstitüsü nün nüfus ve sağlık çalışmaları vardır.O çalışmalara göre akraba evliliklerinin oranı 1968 de 30 civarında saptanmıştır. Zaman içinde akraba evliliklerini azaltan nedenlerle ve Türkiye nin sosyoekonomik gelişmesine paralel olarak akraba evliliği 20 lere kadar düşmüştür. 1983 te bu oran 20 iken, daha sonra ilginç bir durum ortaya çıkmıştır; çünkü Nüfus Etüdlerinin 1988,1993 ve 1998 yıllarında yaptığı çalışmalarda görülmüştür ki, akraba evlilikleri oranı muntazam bir artış göstermektedir. Önce 21, sonra 23, en son 1998 yılında yapılan çalışmada ise oran 25, e kadar yükselmiştir. Bu oranların tekrar yükselişe geçmesinin nedenleri araştırılmaktadır. Fakat öncelikle kapalı bir toplum şeklinde yaşamanın getirdiği bir özellik olarak düşünülebilir. Akraba evliliğini göçler artırıyor olabilir; aileler dışarıya açılmaktan ve tanımadıkları kişilerle çocuklarını evlendirmekten çekindikleri için sıklık tırmanıyor olabilir.

Akraba evlilikleri için ekonomik nedenler hep düşünülür fakat kültürel nedenlerin çok daha önde olduğu söylenebilir. Malın parçalanmaması, bölünmemesi bir neden olabilir, ama çok önde gelen faktörlerden biri değildir. Ayrıca kadın eğitimsizse, meslek sahibi değil ise ve statüsü iyi değilse, kırsal alanda yaşıyorsa, evliliği aile organize ediyorsa akraba evliliği yapma ihtimali yükselmektedir. Yapılan çalışmalarda enterasan bir bulguya rastlanmıştır; erkek eğitildiği zaman akraba evliliği yapma ihtimali çok azalmaz, eğitimi bitip döndüğü zaman tekrar köyündeki veya memleketindeki akrabalarından birinin kızıyla evlenebilir. Buna karşın kız çocuğu eğitildiği, ortaokul ve üstünde eğitim gördüğü zaman kızın akraba evliliği yapma ihtimali 3-4 lere düşmektedir. Kadın statüsü ve eğitimi yükselince o kültürel baskıyı kırma şansı olmaktadır. Ayrıca toplumumuzda akraba evliliğini destekleyen akraba evliliği ile ilgili çok ilginç özdeyişler vardır:

Eldeki bülbülden bendeki karga iyidir. Elin yoğurduğundan benim ayranım iyidir. Elin iyisinden köyün köpeği iyidir. Huyunu bildiğinin bir huyu var bilmediğinin bin huyu var. Gibi çeşitli özdeyişle bulunmaktadır. Bu konuda söylenmiş teşvik edici türküler de vardır. Bahçelerde kelebek, dalları benek benek, amcaoğlu dururken, eloğlu neme gerek.

Özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesinde kızlar için amcaoğlu evlilikleri ilk akla gelen ilk yapılması gereken evlilikler arasında yer almaktadır. Urfa ve civarında bir kızın amcaoğlu ben onunla evlenmeyeceğim dediği zaman başka birisiyle evlenme hakkı doğmaktadır. Bütün bunlar olayın kültürel boyutunun önemini göstermektedir.

Akraba evliliklerinin toplum sağlığı açısından önemi nedir, bu tip evliliklerden dünyaya gelen çocuklarda en sık görülen hastalıklar hangileridir?

Akraba evlilikleri daha çok tıbbı nedenlerle gündeme gelmekte ve doktorlar arasında konuşulmaktadır; çünkü akraba evliliğinin sonucunda ortaya çıkan hastalıkları doktorlar görmektedir. Aslında akraba evliliği sosyal ve kültürel bir olaydır. Akraba evliliği bir grup kalıtsal hastalığın ortaya çıkma ihtimalini arttırmaktadır. Otozomal resesif kalıtımla geçen hastalıklar dediğimiz anne ve babanın her ikisinin de bir hastalığın genini taşıdığı, ama tek doz taşıdıkları için kendilerinin hasta olmadığı bir grup hastalık vardır. Bu hastalıklarda çocuklar her iki ebeveynden o bozuk,mutasyona uğramış geni aldıkları için hastalık ortaya çıkar. Vücudumuzda her gen iki dozla temsil edilir. Bunlardan birini annemizden birini babamızdan alırız. Bu tip kalıtımda genlerden bir tanesi bozuk olduğu zaman problem ortaya çıkmaz, çünkü diğeri bunu telafi eder. Ama ikisi birden bozuk olunca hastalık ortaya çıkmaktadır. Akraba evlilikleri bu tip hastalıkların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Bu hastalıklar isim olarak sayılabilecek kadar az değildir, çünkü değişik sistemleri ilgilendiren çok çeşitli hastalıklar ortaya çıkabilir. Bu evliliklerin sonucu doğan çocuklarda göz hastalığı, cilt hastalığı, kan hastalığı, sinir sistemi hastalıkları gibi her organımızla ilgili hastalıklar görülmektedir. Akraba evliliğinin her sistemle ilgili hastalık yaptığını belirtmiştik. Mesela; ülkemizde sık görülen kistik fibrozis dediğimiz, tekrarlayan ishallerle ve tekrarlayan zatürre ataklarıyla giden ilk bakışta akraba evliliği gibi düşünülmeyen bir hastalık vardır. Bu hastalık akraba evliliğinden ileri gelir ve teşhisi de zordur. Eğer çocukların ölüm nedenini teşhis edememişseniz, bu çocukların ishalden ya da zatürreden öldükleri sanılabilir. Halbuki çocuklar iyi incelenebilirse bu hastalığın akraba evliliğinden dolayı olduğu anlaşılır.

Akraba evliliklerinden ileri gelen hastalıkların teşhisleri çok zordur. Önemli bilgi birikimine ve labaratuvar imkanlarına ihtiyaç gösterir. Bu nedenle her yerde teşhis edilemez, teşhis edilemeyince de bilinmeyen nedenlerle olmuş çocuk ölümleri olarak değerlendirilir. Genel olarak söylemek gerekirse, akraba evlilikleri özellikle nadir görülen hstalıkların ortaya çıkma ihtimalini arttırırlar ve bu tip hastalıkların ülkemizde dünyanın birçok yerinden daha sık olduğunu görmekteyiz.

Akraba evliliği yapılmadan önce ya da akraba evliliği yapanlar hamile kalmadan önce bu evlilikle ilgili riskleri belirleyebilirler mi?

Maalesef bu risk ailede bir hastalık ortaya çıkıp, kesin tanısı konuluncaya kadar bilinemiyor. Yani ailede bu şekilde kalıtılan bir hastalık yoksa, hangi akraba evliliği risklidir, hangisi değildir bilmek mümkün değil.

Ailede bir defa böyle bir hastalık ortaya çıkarsa ve bu hastalık teşhis edilirse hem doktorların hemde ailenin işi kolaylaşmaktadır. Daha sonra ailede riskli kişiler kimlerdir, kimlerin akraba evliliği yapmaması lazım, hatta diyelim ki akraba evliliği yaptılar günümüzde onların çocuklarının hasta olma ihtimalini anne karnındayken bilme olasılığı vardır. Bu hastalıkları bilebiliriz, fakat bunun için ailede bir hastalığın olması ve bu hastalığa kesin tanı konulması şarttır.

Bu nedenle şöyle bir mesaj vermek gerekir; ailedeki problemlerin özellikle çocuk ölümlerinin ve çocuk hastalıklarının mutlaka her türlü imkan kullanılarak sonuna kadar araştırılması gerekir. Bazı çok basit tetkiklerle anlaşılması mümkün olmayabilen bu hastalıklar eğer bu konuda deneyimli özel merkezlerde incelenirse tanımlanabilir ve altta yatan nedenin akraba evliliği olduğu anlaşılabilir. Hastalıklar tekrarlıyorsa, kardeşler arasında ve / veya yakın akrabalar arasında birkaç çocuk benzer şikayetlerle kaybedilmişse, ortaya çıkan hastalıkların mutlaka incelenmesi hatta bu çocukların kanlarının veya doku örneklerinin alınıp, saklanarak ileride gerektiği zaman incelenmesi ve otopsiye varıncaya kadar çok ileri tetkikler yapılması gerekir. Bu şekilde ailede eğer hastalık teşhis edilirse, daha sonraki problemlerin üstesinden gelmek mümkün olabilir. Ama bu hastalıklar teşhis edilmeden kaldığı zaman tekrarlama riski çok yüksektir, o nedenle tekrar tekrar benzer şikayetlerle karşılaşması ihtimali vardır. Bazen klinik teşhis de yeterli olmayabilir, yani klinik olarak incelediğiniz zaman hastalığa bir teşhis koyar ve şu hastalık dersiniz, ama ailede ondan sonra doğacak çocukların hastalıklarının önlenebilmesi, anne karnındayken teşhislerinin konulabilmesi için klinik teşhis yetmeyebilir. Gendeki problemin gösterilmesi yani moleküler tanı gerekir.

Bütün bu tetkiklerin de annenin veya riskli kişinin tekrar hamile kalmasından önce yapılıp sonuçlarının alınması gerekir. Çünkü, bunlar zaman alan tetkikler olduğu için, hamile anneden sonuçların alınmasına kadar geçen sürede hamilelik çok büyümüş olacağından müdahale imkanı ortadan kalkar.

Akraba evliliğiden doğan tüm çocuklar sakat mı olacaktır, sağlam ya da taşıyıcı olma olasılıkları nelerdir? Risk hepsi için eşit midir?

Akraba evliliklerinden doğan bütün çocuklar hasta olmaz, hatta riskli evliliklerde bile bütün çocuklar hasta olmaz. Riskli akrabaların evliliğinden doğan çocukların hasta olma ihtimali 25 tir veya ¼ dir. Bu durumu örneklerle ifade etmeye çalışırsak mesela; bir insanın çocuğunun kız veya erkek olma ihtimali 50 dir,ama arka arkaya insanların 3 kızı veya 4 oğlu olabilir yani dünyaya gelen çocukların cinsiyeti bir kız bir oğlan sıralamasıyla gitmez. 25 hasta olma ihtimalini de açıklamaya çalışırsak, bir kadının 100 çocuk doğurma ihtimali olsaydı bu çocuklardan 25 i hasta olarak dünyaya gelecekti. İnsanlar 2-3 veya en çok 4 çocuk yapıyorlar. Bu çocuklardan her birinin riski aynıdır, yani ¼ tür. Bu tamamen bir ihtimaldir, bir piyangodur. Diğer ihtimaller çocukların taşıyıcı olması, yani kendilerinin sağlıklı olup bu özelliği çocuklarına geçirmesi ve taşıyıcı bile olmaması, yani bu hastalık ihtimalinin daha sonraki nesiller için ortadan kalkmasıdır. Böyle bir evlilikte çocukların 25 i hasta, 50 si taşıyıcı, 25 i de tamamen sağlıklı olur.yani çocukların hasta olma ihtimali ¼ , sağlıklı olma ihtimali ¾ tür.

Eğer ailede bir hastalık yoksa, hangi akraba evliliğinden hasta çocuk doğacak ve doğması ihtimali var ve o ihtimal bu hamilelik için nedirbilinemediği için, genel olarak diyoruz ki akraba evliliği yapılmasın. Akraba evliliği yapılmayarak bir takım hastalıkların ortaya çıkmasını önlemek mümkündür.

Akraba evliliği dolayısıyla ortaya çıkan hastalıkların tedavisi mümkün müdür?

Bu hastalıklar genelde çok ciddi, çok ağır bozukluklarla giden ve tedavileri de çoğunlukla mümkün olmayan rahatsızlıklardır. Teşhis edilse bile tedavileri çok zordur, ancak düzeltebileceğiniz bulguları düzeltmeye çalışırsınız, kesin tedavileri yoktur. kesin tedavisi olan birkaç hastalığın ise tedavisi çok pahalı olup ömür boyu sürmektedir. Ayrıca tedavi maliyetleri de çok yüksektir.

O nedenle bu hastalık grubu gerek teşhis, gerek tedavi bakımından çok zordur ve büyük oranda ölümle veya ciddi problemlerle sonuçlanmaktadır. Akraba evlilikleri bu nedenle bebek ölümlerini arttırmaktadır. Türkiye yüksek oranda bebek ölümlerine sahip bir ülkedir ve bunun nedenlerinden biri de çok sık yapılan akraba evlilikleridir. Nedeni bilinmeden ölen pek çok çocuğun ölüm nedeninin altında akraba evlilikleri dolayısıyla ortaya çıkan bu hastalıklar vardır.

Türkiye de doğurganlık da yüksektir. Yüksek bebek ölümleri yüksek doğurganlığın altında yatan nedenlerden biridir. Çünkü doğuracağı çocukların büyük ihtimalle öleceğini bilen aile daha çok çocuk doğurarak ailenin devamını garantiye almaktadır. Yani akraba evlilikleri hem bazı hastalıkların ortaya çıkma ihtimalini arttırmaktadır, hem sebebi bilinmeyen çocuk ölümlerinin artması dolayısıyla ülkedeki yüksek bebek ölümlerinin hem de bu nedenle yüksek doğurganlığın altında yatan nedenlerden birisidir. Görülüyor ki bu üç tıbbi nedenle de akraba evliliği sakıncalıdır.

Akraba evliliğini toplumdan silemiyorsak ne gibi önlemler alabiliriz? Bu tip evlilikler için yasal engeller var mı veya ne tür yasal zorunluluklar getirilebilir?

Kardeş torunlarının ötesindeki akraba evlilikleri tıbbi bakımdan daha zararsız evliliklerdir. Çünkü bu kişiler biyolojik riskin azaldığı grup olarak kabul edilebilir. Akrabalığın getirdiği zarar bu gruplarda çok minimale inebilmektedir. Ayrıca ailedeki hastalıkların teşhisi için her türlü imkan sarfedilmeli, o imkan kullanıldıktan sonra bu hastalık teşhis edilirse riskli kişiler doğum öncesinde tanı imkanlarını kullanmalıdırlar.

Akraba evliliği için herhangi bir yasal engel bulunmamaktadır, yasal engel olması da doğru değildir. Çünkü bu evlilikelr yasaklanırsa, yasal olmayan evlilikler artış gösterebilir. Akraba evliliği yapan insanlar bunu yasal olduğu ya da olmadığı için değil o kültürden dolayı, çevre nedenleri, sosyal nedenler veya dini nedenlerle vs. yapmaktadırlar. O nedenle bu evlilikleri yasak koyarak engellemek mümkün değildir, insanların bu işin bilincinde olarak akraba evliliklerinden vazgeçmeleri gerekir.

Akraba evliliklerinin önlenmesinde duyarlılığın arttırılması için neler yapılabilir? İnsanlar nasıl bilinçlendirilebilir?

Yazılı veya görsel basın yoluyla insanları bilgilendirerek duyarlılık arttırılabilir. İlkokullardan itibaren eğitim programlarının içine bu ve benzer konuları işleyen sağlık bilimleri dersleri konulabilir. Kız çocukların eğitiminin arttırılmasının çok önemli olduğunun ve pek çok gösterge gibi akraba evliliği üzerinde çok önemli olumlu etkileri olacağını vurgulamak istiyorum.

Op.Dr.Özgür Leylek

Ara 8

Domates suyunda bol miktarda bulunan likopen adlı madde kısırlığı önler ve Prostat kanseri olma riskini azaltır.

Domates suyunda bol miktarda bulunan likopen adlı madde kısırlığı önler ve Prostat kanseri olma riskini azaltır.

Domates içerdiği C ve E vitaminleri, potasyum ve diğer mineralleri ile, insan sağlığı için oldukça yararlı bir sebzedir.

Domates suyunda bol miktarda bulunan likopen adlı madde kısır erkeklerde sperm yoğunluğunu ve hareketliliğini arttırarak kısırlığı önler ve Prostat kanserine yakalanma riskini azaltır.

Bir C vitamini olan domateste bulunan likopen grip virüsüne karşı bağışıklık sistemini güçlendirerek vücudu grip ve nezleden korur.

Aynı zamanda domates suyunda bol miktarda bulunan likopen vücudu kalp hastalıklarına karşı koruyan bir maddedir.

Hazmı kolaylaştırıcı ve vücudun su tutmasını önleyici özelliğe sahiptir. Kan basıncının düşürülmesinde etkilidir.

Bir bardak domates suyuna bir adet çiğ yumurta kırın, Cystein adlı bir tür protein içeren bu karışım vücuttaki zehirli maddelerin bir an önce dışarı atılmasını sağlar.

Dr.Hüseyin Nazlıkul

Eki 29

Meme dokusu, yağ ve bağ dokusu ile desteklenen memenin süt yapımını sağlayan kesecik ve kanallardan oluşur.Kesecikler ve kanalcıklar üzüm salkımı şeklinde kümeler teşkil ederler ve sonra kanalcıklar geniş süt kanallarına dökülürler. Bu geniş süt kanalları her bir ana bölgenin lob süt salgısını toplar. Her bir memede bu loblardan 15-20 adet vardır ve bunların kanalları genişleyerek meme başına ulaşır ve dışarı açılırlar.

Bu süt yapıcı sistemin büyümesi pek çok hormonal etkene bağlı olarak iki aşamada oluşur. Ergenlik ve gebelik döneminde gerçekleşen bu aşamalarda özellikle gebelik sırasında östrojen, progesteron ve prolaktin hormonlarının aşırı miktarda artmalarına bağlı olarak memenin süt yapan glandüler dokusu artmaya başlar, kanallar uzar, dallanır ve süt yapan kesecikler büyür. Buradaki epiteller yağ damlacıklarıyla yüklenir ve işte bu ilk oluşan süte yağdan zengin olduğu için kolostrum denir. Süt salgılanması progesteron etkisi ile baskı altına alınır. Doğumla birlikte hızla östrogen ve progesteronun ortadan kaybolması ile süt salgısı başlar. Sütün memeden fışkırması emme olayının negatif basıncına bağlı değildir. Arka hipofizden salınan oksitosin hormonununu kan yolu ile keseciklere ve kanallara ulaşarak miyoepitel hücrelerinin kasılmasını sağlar. Bu etki sütün ana kanallardan meme başındaki açıklıklara doğru fışkırmasına neden olur. Bu hormon aynı zamanda lohusalarda rahmin kasılıp küçülmesini de sağlar. Sütün devamı için prolaktin, sütün sağılması içinse oksitosin hormonu gereklidir.
Laktasyonun Emzirmenin Sonlanması
Emzirmeyi bıraktığınızda laktasyon son bulur. Oksitosin hormonunun meme uyarılmasına son verilmesi nedeni ile salgılanmaması, içbasıncın artışı ile alveollerdeki süt salgılanması durur. Süt yapımının durması ve sonrasında emmenin bitmesi ile prolaktin salgılanması da azalır. Böylece genellikle emzirme eyleminin durdurulması süt yapımını da durdurur.
Emzirmenin Başlaması ve devamının sağlanması için

Bebek doğumdan hemen sonra çıplak olarak anneye verilmeli ve emzirmeye başlanmalı,
Doğumdan sonra sık sık bebek istedikçe emzirilmeli,
Anne ile bebek aynı odada yatmalı,
Emzirme sırasında bebeğe fazla giysi giydirilmemeli,
Anneye uygun pozisyon anlatılmalı ve bebek mutlak meme başındaki koyu renkli kısmı tamamen ağzına almalı,
Geçici problemlerde anne sütü yerine süt veya mama biberonla verilmemeli,
Ziyaretler hem anne hem de bebek için kısıtlanmalı, özellikle infenksiyon açısından bu durum önemli olup, bebeğin öpülmesi yasaklanmalı,
Bebeğe ilk 4-6 ay ek besin verilmemeli çocuk hekimi tarafından bebeğin kilo almadığı tespit edilirse uygun ek gıdalar başlanabilir,
Anne memesini rahatça verebilecek kıyafetler giymeli, beslenmesine dikkat etmeli, bebeğin odası sıcak olmamalı ve sık sık havalandırılmalıdır.
Emzirmeyi engelleyen ve süt yapımını azaltan nedenler
Doğumdan sonra anne ve bebeğin tıbbi nedenlerle ayrılması, lohusalık humması,
Emzirmenin geç başlaması sıklık ve süresinin kısıtlanması
Süt gelmesi beklenirken çeşitle nedenlerle su ve mama verilmesi
Annenin psikolojik problemleri, sütünün gelmeyeceği kaygısı
Uzamış doğum ve buna bağlı yorgunluk,annenin yetersiz beslenmesi
Annenin yeterince emzirme teknik ve problemleri konusunda bilgi sahibi olamaması
Bebeğin dudak-damak yarıkları, yutak, ağız, burun gibi doğumsal anomalileri, diğer sistemlerdeki ağır yapısal bozuklukları
Sütünüz yeterli değilse?
Anneler sıklıkla emzirmedikleri için sütlerinin yetmediğini düşünürler

Bebeğinizin günde kaç kez idrar yaptığını takip edin.Günde en az 6 kez idrar yapıyorsa süt yeterlidir.
Birkaç günlük aralarla tartın ,iki tartı arasında artış varsa süt yeterlidir. En ideali doğumdan 15 gün sonraki tartı da 200 gr lık bir fark sütün yeterli olduğunu gösterir. Şu unutulmamalı, doğumdan sonraki haftada, bebekler ağırlıklarının 10-15ini fizyolojik nedenlerle kaybederler. Bebeğinizin hastaneden çıkış kilosu çok önemlidir.
Her memede en az 10-15 dakika emzirin!
Emerken uyursa uyandırın!
Emerken çok giydirmeyin!
Sadece anne sütü verin, 4-6 aylık olmadan ek gıdaya geçmeyin!
Emzirirken rahat bir yer seçin!
Her anne gibi sütünüzün yeterli olduğuna inanarak ,endişe duymadan ,sadece yukarıdaki önerilere göre emzirmekte ısrarcı olun!
Emzirmeye başlamadan önce ılık şekerli bir bardak su veya meyva suyu içebilirsiniz.
Dengeli ve yeterli beslenin

1. Süt,yoğurt, peynir, et, yumurta
2. Yeşil yapraklı sebze ve meyve
3. Nohut, fasulye, mercimek
4. Pekmez, şekerli bol sıvı
5. Isırgan otu ekstreleri ile beslenmeniz önerilebilir.
Doğumdan sonra en kısa zamanda emzirmeye başlayınız!
1. Bebek doğar doğmaz mümkünse annenin çıplak göğsüne, kalbinin üzerine doğru yatırılmalı,anne karnında devamlı duyduğu sesleri duyarak sakinleşmesi sağlanmalıdır.
2. İlk emzirme denemesi doğumdan en geç 2 saat içinde gerçekleştirilmeli ve o zamana kadar bebek için gerekli hazırlıklar yapılmalıdır. Bu dönemde bebek çok aktif olup emzirme denemesi için en uygun dönemdir . Ayrıca bebeğin erken emzirilmesi, meme ucunun uyarılmasına bağlı olarak salgılanan oksitosin hormonunun rahim kasılmasına da neden olması nedeniyle, doğum sonrası iyileşmeyi hızlandıran,kanamayı azaltan önemli bir olgudur.
3. Kolostrum denilen ilk süt, bebek için çok önemlidir. Bebeği hastalıklardan koruyan yoğun antikor ve bağışıklık elemanları içerir. İlk süt bebeğin ilk aşısı gibidir.
4. Tıbbi bir neden olmadığı sürece şekerli süt ,mama vs verilmemelidir. Emzirme süresinde hiç bir kısıtlama yapılmamalıdır. Sıklık açısında bebeğin her istediğinde anne süt vermeli ama bu süre her meme için 15 dakikayı geçmemelidir. Uzun süreli emzirmeler , memede çatlaklara yol açar ve bebek zaten 15 dakika içinde emdiği göğüsteki sütün 95ini alır. Problemli olan bebeklerin öğün sayısını doktor belirlemeli ve bebeklere anne sütü sadece memeden verilmelidir. Annenin meme başında çatlaklar olduğunda biberon en son çare olmalı, önce silikon meme uçları ya da kaşıkla besleme denenmelidir. Bebek bir kez biberona alışırsa muhtemelen biberondan sütü daha kolay alabildiğinden yeniden memeye dönüş zor olacaktır. Anne sütü en sağlıklı,en besleyici,en temiz, en ucuz,en pratik gıdadır, kolayca bırakmayınız. Ayrıca biberonla beslenmede hava yutulmasına bağlı gaz problemleri daha çok oluşacaktır.
5. Geçici problemlerde anne sütü yerine, biberonla diğer sütler veya mama verilmemeli,kaşık ile beslenme denenmelidir. Kaşık ile beslenmede; kaşık mutlak önce dile değmeli,sonra ağıza boşaltılmalıdır.
Bebek için en iyi besin anne sütüdür!
1. Gebelik sırasında anne adayı,emzirmenin çocuk sağlığı açısından önemi, yöntemleri hakkında bilgilendirilmeli ve emzirmesi için desteklenmelidir.Bazı anneler süt verdiğinde memelerinin sarkacağı korkusuyla süt vermek istemezler.Bunun doğru olmadığı anneye anlatılmalıdır.
2. Anne sütü bebeği ishal, soğuk algınlığı,öksürük vs hastalıklardan korur.
3. Anne sütünün hazmı kolaydır.Kaynatmak gerekmez daima temiz ve bebeğe vermek üzere hazırdır.
4. Anne sütü alan bebeklerde kansızlık daha az görülür.Anne sütü içindeki demir bebek tarafından iyi emilir ve bebeği kansızlıktan korur.

Bebeğe ilk 4 ay anne sütü dışında başka yiyecek vermeyiniz!

1. Anne sütünün içeriği bebeğe göredir ve bu dönemde bebeğe gerekli olan protein, yağ,demir,vitamin,kahbonhidrat içerir.
2. Anne sütünde su olması nedeniyle sıcak mevsimlerde dahi su vermeye gerek yoktur.

Bebebeğin 24 saat anneyle aynı odada kalmasını sağlayınız!

1. Doğum sonrası anne ile bebeğin aynı odada kalması sağlanmalıdır.Böylece anne
2. bebeğini istediği süre ve sıklıkla emzirir,bakabilir ve kucaklayabilir.Yeterli süt üretimi düzenli emzirmeye bağlıdır.
3. Memelerden birisi tamamen boşalıncaya kadar emzirilmelidir.Bebek doymazsa diğerine geçilmelidir.
4. Bir sonraki emzirmede son emzirilen memeden başlanır ve boşaldığında diğerine geçilir.
5. Memelerden biri daha az emzirilirse o memedeki süt azalacak ve bitme noktasına gelecektir.
6. Ziyaretler hem anne hem de bebek için kısıtlanmalıdır. Bu özellikle infeksiyon açısından önemli olup,bebeğin öpülmesi yasaklanmalıdır.

Bebeğinize 4-6 aydan sonra ek besin vermeye başlayabilirisiniz!

Doğumdan sonra 4 .aydan itibaren çocuk hekimine danışarak ek besinler vermeye başlayabilirsiniz. Yeni gıdalara azar azar ve tek tek başlamalısınız.

Emziren anne kendi beslenmesine özen göstermelidir.

1. Emziren anne, günde en az iki bardak süt, yoğurt, peynir gibi süt ürünlerinden almalıdır.
2. Besin ve enerji ihtiyacını karşılamak üzere her öğünde fasulye,nohut,veya et, tavuk ,balık gibi yiyecekler yemeli ,vitamin ve mineraller almayademir,kalsiyum devam etmelidir.

Emzirmenin anne için faydaları

1. Anne sütü daima temiz, taze ve uygun ısıdadır.
2. Hazmı kolaydır.
3. Kabızlığı önler.
4. Hastalıklardan korur.
5. Doğal besinlerden içeriği en iyi olandır.
6. Ekonomiktir.

Ayrıca EMZİRME;

1. Çene ve diş sağlığı için yararlıdır.
2. Konuşmayı geliştirir.
3. Anne ile bebek arasında sıcak bir bağ oluşturur.

Doğru emzirme tekniği ile emzirmeye ait problemler önlenebilir.

1. Ellerinizi yıkayın! Böylece bebeğinin mikrop almasını ve hastalanmasını önlersiniz.
2. Emzirmeden önce meme başını ve çevresini temiz su ile temizleyin!
3. Karbonatlı veya sabunlu su kullanmayın! Bunlar meme başında çatlak yapabilir.
4. Bebeğinizle rahat bir yere oturun..
5. Sırtınızı bir yere dayayarak destekleyin..
6. Oturduğunuz yerin temiz ve sıcak olmasına dikkat edin..
7. Bebeğin yüzü ve bedeni size dönük olsun! Başını kolunuzun iç kısmına yerleştirin. Aynı kol ve elle bebeğini kalça ve bacaklarını kavrayın.
8. Diğer elinizle göğsünüzü tutup iki parmak arasında meme başını sıkıştırarak bebeğin dudaklarına uzatın..
9. Bebeğinizi tekniğine göre tuttuğunuzda, bebeğin çenesi ile göğsünüz arasında boşluk kalmamalıdır.

Emzirme hem anne hem bebek sağlığı için önemlidir..

Anne için faydaları

Kısa sürede eski kilosuna döner.
Rahim daha çabuk toparlanır.
Bebekle arasında yakın bir bağ kurulur.
Psikolojik tatmin sağlar.
Özel bir hazırlık gerektirmez.
Ekonomiktir.

Emziren annenin psikolojik olarak desteklenmesi,rahat ve mutlu olması gerekir

1. Çalışan anne bebeğini iş yerine götüremiyorsa sütünün kesilmemesi için anneye sütün nasıl sağılacağı gösterilmelidir. Bu şekilde sütün göğüslerde birikip dolgunluk yapması da önlenir.
2. Sağılmış anne sütü her türlü hazır mamadan daha faydalıdır.
3. Süt sağıldıktan sonra temiz bir kaba konur ve bebeğe bakan kişi tarafından anne işte iken bebeğe verilir.
4. Sağılmış süt bebeğe kaşıkla verilmelidir. Bu dönemde kesinlikle biberon ve emzik kullanılmamalıdır. Kaşıkla beslenen bebek anne işten döndükten sonra tekrar emmek isteyecektir.

Eki 15

Aş ermek anne ve bebek için faydalı, Hamile hanımlar, salgılanan hormonlarla kokuya hassas hale gelir. Bunun sonucunda bazı yemeklerden hoşlanmama, iğrenme söz konusu olur. Bu, aslında anneyi zararlı maddeler içeren besinlerden koruyan bir kalkandır. Yine bazı yiyecekleri canının çekmesi de vücudun ona ihtiyacı olduğu içindir.

Anne olanlar çektikleri, baba olanlar da şahit oldukları için pek çok insanın yaşadığı bu hadiseyi çok iyi bilirler. Meselenin aslını bilmeyen bazıları; Yine kim bilir ne yedin? diye hanımını suçlar. Hanımlar da kendi aralarında konuşurken; Aman benim hamileliğim çok sıkıntılı oluyor. diyerek tekrar çocuk sahibi olmak istemediklerini söylerler. Bazıları da kış ortasında karpuz, yazın portakal isteyerek etraflarındakileri seferber ettiklerinden söz ederler. Mide bulantısı, kusma veya belli gıdalara karşı aşırı isteklilik veya isteksizlik olarak bilinen, hamileliğin göstergesi olan belirtiler, halk arasında aş erme deyimi veya sabah hastalığı ile ifade edilmektedir. Aş erme belirtileri genellikle hamileliğin ilk üç ayı içinde 7- 12 haftalar arası müşahede edilir. Aş ermenin klinik göstergesi olan bulantı ve kusmaların şiddeti, bünyeden bünyeye ve beslenme muhteviyatına bağlı olarak değişir. Hamile kadınların çoğunda bulantı ve kusma şikayetleri, hamileliğin dördüncü ayından itibaren kesilir . Çok az kadında bu şikayetler dördüncü ve beşinci aya kadar uzayabilir. Aşermek hastalık değil Sızıntı dergisinin mayıs sayısında Dr. Selim Aydın ın imzasıyla yer alan yazıda son yıllarda yapılan araştırmaların aş ermeye Allah ın birçok hikmetler yüklediğini belirtiyor. Çünkü aş ermek bir sıkıntı veya hastalık değil, tam aksine yavruyu koruyan bir fizyolojik kalkandır. Aş ermeye ne sebep olur? Hamileliğin başlangıcında artan ve anne ile yavru arasındaki alışveriş yolu olan plasentadan salınan östrojen, anne adayının koku alma duyusunun hassasiyetini artırır. Bu açıdan östrojen bakımından daha zengin olan hamile kadınlar, ilk üç ayda erkeklere nazaran daha iyi koku alırlar. Östrojen ve progesteron hormonları ayrıca beyin sapındaki hassasiyeti artırarak kandaki çok az miktarda bulunan toksinlerin zehirlerin keşfedilmesini sağlar. Beynin bu bölgesi kanda bulunan toksinin farkına vardığında, bulantı ve kusma hislerini harekete geçirir. Hamilelikte bulantı ve kusmayla karakteristik aş erme sendromunu yaşayan kadınların düşük yapma ihtimalinin çok düşük; aş erme sendromu yaşamayan hamilelerin ise, düşük yapma ve sakat bebek doğurma risklerinin oldukça yüksek olduğu da ortaya çıkarılmıştır. Aş erme ile ilgili şikayetlerin en yoğun olduğu dönem, aynı zamanda hamileliğin en kritik dönemidir. Gebeliğin bu ilk üç ayında, organlar oluştuğundan embriyonun kimyevi maddelere en fazla hassas olduğu süredir. Bu dönemde hayati ve mucizevi bir değişiklik yaratılarak, annenin bağışıklık sistemi, embriyonu reddetmemesi için baskılanır. Bu sayede embriyon reddedilmeden rahimin duvarına ağacın toprağa kök salması gibi sıkıca yapıştırılır. İmmün sistemin baskılanması yavru açısından çok önemli bir avantaj iken, anne için hastalık yapıcı mikroplara karşı açık ve hassas hale gelmesi bir dezavantajdır. Bağışıklık sisteminin baskılandığı bir dönemde hamile annenin bozulmuş gıdaları ve potansiyel olarak parazit ve hastalık yapıcı mikroorganizmalar taşıyan gıdaları almaması için, annenin beyindeki koku ve tat reseptörleri alıcılar çok hassas hale getirilir. Aş erme döneminde hamile kadınların en fazla tiksindikleri ve canlarının çekmediği yiyeceklerin başında; et, balık, tavuk ve yumurta gibi gıdalar gelir. Bu gıdaların modern hijyenik saklama ve gıda ambalajlama şartları hariç tutulursa hastalık yapıcı mikroorganizmaları ve parazitleri taşıma ihtimali oldukça yüksektir . Aş erme; hastalık değil, anne ve çocuğa şefkat ve merhametin açık bir tecellisinin sahnelendiği fizyolojik uyum hadisesidir.

Eki 7

Selçuk Üniversitesi nde SÜ yapılan bir araştırmada, hamilelik döneminde sigara içen annelerin bebeklerinin yüzde 23 ünün, normalden daha zayıf olarak dünyaya geldiği ortaya çıktı.

Prof. Dr. Selma Çivi, “araştırmamızda hamilelikte içilen sigaranın, her çocuktan ortalama 130 gram aldığını tespit ettik” dedi. Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Selma Çivi, insan vücuduna birçok zararı olduğu bilinen sigaranın, erkeklerin yanı sıra hamile kadınlar ve anne karnındaki bebekleri için de büyük zararları olabileceğini söyledi. Sigaranın, hamile kadınların çocukları üzerinde ne derece etki yaptığını ortaya çıkarmak için bir araştırma yaptıklarını ifade eden Çivi, söz konusu araştırmanın, SÜ Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Doğum ve Hastalıkları Kliniği ne gelen 600 hamile kadın ve bebekleri üzerinde gerçekleştirildiğini söyledi. Araştırmada, gönüllü hamile kadınlara sigara alışkanlıkları, sigara içme sıklıkları gibi konularda toplam 64 soru yönelttiklerini vurgulayan Çivi, şunları kaydetti:

“Doğumdan sonra, mülakat sonuçlarıyla, yeni doğan bebeklerin fiziksel özellikleri ve sağlık durumlarına ilişkin veriler karşılaştırıldı. Yaklaşık 6 ay süren çalışma sonrasında, hamile kadınların yüzde 7.3 ünün gebeliğin herhangi bir döneminde, yüzde 2.5 inin de gebelik süresince devamlı sigara içtiğini tespit ettik. Buyüzde 2.5 sigara içen grubun yüzde 81.8 inin de kocalarının, hamilelikdöneminde eşinin bulunduğu kapalı ortamda sigara içtiği ortaya çıktı. Buradan da görüleceği gibi hamile kadınlarda sigara içme oranları küçümsenmeyecek kadar yüksek. Ancak aynı araştırmamızda gebelikte bu sigara içme oranının eğitimle bir ilgisi olmadığını gördük.”

Çivi, anket uyguladıkları hastalardan aldıkları sonuçları yeni doğan çocuklarının tahlil ve test sonuçlarıyla karşılaştırdıklarını belirterek, bu karşılaştırma sonunda, sigaranın genel olarak insan sağlığına ve özellikle anne karnındaki çocuğa zararı açısından çok çarpıcı sonuçlara ulaştıklarını kaydetti.

SİGARA İÇEN ANNENİN ÇOCUĞU ZAYIF
Araştırma sonucunda hamilelik döneminde devamlı sigara içen yüzde 2.5 oranındaki kadınların çocuklarının, sigara içmeyen annelerin çocuklarına göre daha zayıf olarak dünyaya geldiğini belirlediklerini anlatan Çivi, şöyle devam etti:

“Devamlı sigara içen annelerin yüzde 4.5 inin çocuklarının ölü doğduğunu, içmeyenlerin ise 2.7 sinin ölü doğduğunu tespit ettik. Bu sigaranın anne karnındaki çocuğa zararının açık bir kanıtıdır. Yine, hamilelik boyunca sigara içen annelerin yüzde 23 ünün çocuklarının, normal olarak kabul edilen 2.5 kilogramın altında doğduğunu belirledik. Sigara içen kadınların çocukları ortalama 2.899 kilogram, içmeyenlerin çocukları ise ortalama 3.029 kilogram doğdu. Yani araştırmamızda hamilelikte içilen sigaranın her çocuktan ortalama 130 gram aldığını tespit ettik. Bu sonuçlar, sigaranın daha anne karnındaki çocuk üzerindeki zararının en açık ve çarpıcı bir göstergesidir.”

« Önceki Sayfa

Site Haritası
Kadin Erkek Sohbet Chat Tarih Edirne Şömine Mirc

Anne Çocuk Aşk Beslenme ve Diyet Burçlar Cinsellik Diyet Evlilik Gebelik Güzellik Kariyer Makyaj Moda Saç Sağlık
Dostlarım: güzellik lazer epilasyon, lazer epilasyonu -